Kötü şeyleri bile güzel söyleyenlerin eksik yerlerinden geçtim. Betonların arasında dolandım. Sürekli kulağa hoş gelen aykırı saçmalıkları büyütüp ufaltıp servis edişlere öfkelendim durdum.

Önceden sabahları yüzümü yıkamak için, musluk topuzunu parmak uçlarımla kavrayıp açardım; sonradan ise avucumun içiyle kavrayıp, bir fahişeymiş gibi davranmaya başladım musluk topuzuna. Oysa ki hiçbir suçu yoktu sevgili musluk topuzunun. Sadece basit bir musluk topuzuydu. En fazla taşralı evlerde, insanlara sıcak ve soğuk taraf konusunda küçük şakalar yapardı. Dünya yaşamında herkesin kendi için iddia ettiği gibi masumdu o da.

Aykırı olmak ile dürüst olmak arasında da ince bir çizgi vardı hep, bilinmek istenmeyen. o çizgiye takılıp düşmeyenler, düşmek için can atıyordu. Yoldan caymak, bir düşüşe bedel kılındı yani. sadece bir düşüşe. Sevişirken, tecavüze uğramak mesela bundan sayılır mı bilmiyorum. Veya ağlayan birini teselli ettikten sonra, omuzlarda kalan ıslaklıktan şikayet etmek? Başarısız bir kitabı nezaketen sonuna kadar okumak yalandır ya işte onun gibi. Bence en çok merak tutuyor insanoğlunu ayakta. Daha çok yalan tutuyor. Bahaneler tutuyor. İnanılabilitesi yüksek, parlak şeyler yani.

Zaman, her şeye bir ilaç gibi yankılandırılıyor. Veya mesafeler, engel tanınmazlığın anası gibi unufak ediliyor. Buna katılmıyorum artık. Zaman ruhumuzu, mesafeler ise bedenimizi eksik bırakmaktan başka bir şey değil bazen. Hele zaman ki, yaranın ta kendisidir.

Söyleyecekleriniz vardır... (Var mı?)

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmişlerdir.