“Söyleyecek çok şey ve hiçbir şey yok. Bana ait bir sözcük olsa onu sana verirdim.”

Evet, yeni bir sözcük gerek.

Uykusuzluğumun derinlerinde rastladığım ilk sokağa saptım. Yaşayış resitalini duydum ve geceye daldım. Işıkları kapatmaksa hiç de zor olmadı. Gözlerimi dışarı çevirdim. Çevirdim yoksa içimdeki kaktüse suyumdan içirecektim. Her yer darmadağın. Her yer fazla ben. Ya ben? Nerdeyim ben?

Kaçamak sebepler edinip ruhsuz sonuçlar üretirken siz o pis fabrikalarınızda, ben hangi dolaptan hangi hayale sakladım kendimi? Öyle ya tam da bu dolaba doğdum. Yıllar önceydi. Yıllar önce bugün. Sonra bir şey oldu. Anlık bir anlamsızlık. Anlamını edinememekten değil, sözlerin taşıyamayacağı kuşkusundan öylece bırakılmış bir anlamsızlık. O anda dolabın kapağını açtım. Satır altına not düşer gibi açtım. Elimde askıya asacağım hayallerim vardı. Düştü. Hem de düş olamayacak kadar. Korkmuyordum. Nefes alamam sandığım her şeyde biraz daha gülüyor ve layığıyla susuyordum. Susmaya susamışlık nedir bilir misiniz? Kuşkusuz. Ya yıllar boyu dayandığın kapağın ardındaki aynaya ilk merhabayı?

Evet, yeni bir sözcük gerek.

Bugün doğum günüm. Bir varmış bir yokmuşla başlanacakmış gibi doğacağım, çok uğraştım. Bana bedenimi gösteren aynaları tek tek kıracağım. Yalnız benim duyduğuma inanacağım şu sevdiğim şarkıları ve geçip aynanın karşısına bağıracağım yanlışımı. Yaşamak hatırlanacak. Unutmak bir asteroidle yok oldu sayılacak. Ben doğacağım yine, her gün, usanmadan, günaydın der gibi doğacağım.

Elim kolum doldurulmuşken kendime sarılacağım. Hayır, hiçbiri düşmeyecek, hiçbiri benden söz etmeyecek. Birileri böyle istiyor diye ölümlü sıfatımı yakama takmayacağım. Tam da bu sırada sonsuzluk hatırlanacak ancak ben evren kadar davetkar olmayacağım. Yeni bir sözcük gerekecek bana beni anlatan. Anladıkça daha çok doğacağım zira. Anlattıkça çok ve daha. Sonları, ölümü, hüznü ve tüm sabahları bir çuvala tıkıp dolaba koyacağım. Onlar korkacak. Onlar tekrar nefes alamayacak ve evet yeni bir sözcük gerekecek.

Bugün doğum günüm. Yarın doğum günüm, ve bildiğiniz üzere… Yaşamadan yaşayıp yaşlanmaktan söz edişinize bir torba sayı bir torba da yıpranmış sözcük koydum. Her gün tekrarlayın, her gün ölün diye. Sanırım siz seviyordunuz bu ölmeleri. Belki de öldürmeleri. Av olmaktan vazgeçenleri anımsıyorum. Cesaret doğuyor bir yerlerde, prangalar ölürken. Ve yine usulca ölürken tüm bu kargaşa biz her an doğacağız başka bir başkalığa. Konuşacaksınız elbet, anlamadığınız her cümleye belki de yüzlercesini konuşacaksınız. Yüzünüz ellerinize düşecek bir gün, hayatınız ellerinize. O zaman anlayacaksınız, anlayacaksınız da…

Evet, yeni bir sözcük gerek.

(beatkusagi.com)

Söyleyecekleriniz vardır... (Var mı?)

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmişlerdir.