“Ben yeterince iyi değilim, tamamen kötü de değilim. Güven vermiyorum ama umursamaz da değilim. Kaçmıyorum, durmuyorum da. Sarhoş gezmiyorum, ama her an ayık da değilim. Bağımlı değilim, kaçabilecek kadar da özgür değilim. Politik değilim ama tarafsız da değilim. Umutsuz da değilim, sonsuz da değilim. Camus gibi yaşamın bir adım uzağında, ölümün bir koşu yakınındayım.”

Bu dünyadan bir Tezer geçti. Özünü inkarı beceremedi, özümseyemedi bu dünyayı öyle herkes gibi. Herkes gibi katlanamadı bunca zorundalığa.Hepimiz gibi kırıldı biraz da. Kimseye değil yalnızca kendine yüktü. Ben söylemiyorum bunu o söylüyor. Hiçbir yerde olmayı seviyor mesela, hiçkimse olmayı sevdiği kadar.Bazen karıştırırım Pevase ile kendisini, duysa sevinir miydi? Hoş sevinse dahi söylemezdi. Zira onu duyan yine oydu.

Bu dünyadan bir Tezer geçti. Nice istasyonlarda, nice limanlarda, havaalanlarında durakladı. Her gidenle gitmek istedi. Bunu da ondan duydum. Yollara döndü her fırsatta arda kalan hepsini bir köşede unutarak. Yollara döndü hep ardında bıraktıklarını ilk kez kalem tutmuş bir çocuk hevesiyle karalayarak. Aramızda dolaşmak için iyi giyindi, iyi giyinene iyi yer veriyorduk zira. Ancak tüm bu kıyafetler onun bedenini örtmekten ziyade ruhunu gizlemeye başlayınca yazdı. Bu onun pasif direnişi oldu. Bunları okumaksa bizim.
Kabullenme duygusunu duygusuzluktan edindi öyle ki “Tüm duyguların en güzeli duygusuzluk; öyle bir duygusuzluk ki, insanın tüm dünyayı ve insanları kucaklayabileceği duygusuzluğunun duygusu…” diye ekledi. ”Ve yaşam yalnız rüzgar, yalnız gökyüzü, yalnız yapraklar ve yalnız hiç değil mi?”

Ya sen?

Birkaç zamanı daha yok sayıp bu evrene küsmüş gibisin. Yüzün öylesine dumanlı ki neyi düşlesen isleriyle gidiyor. İçinde bir yere dair mumlar yaktığında söylediğin şarkıyı hatırlıyorsun. Hiçbir zaman bilemeyeceğin o soruyu sormaktan vazgeçtin, burada değilsin. Ne bir baş edinebilecek kadar bilinçli varlığın ne sonunu kutsayabilecek kadar manidar yok oluşun. Bir dar koridorda boyuna sürünüyorsun. Her pencere kenarında ayağa kalkıp mutluluk pozları veriyor her düşüşte başka bir maskene yeniliyorsun. Busun işte. Olmak istediğinden bir haber, ne olduğu koca bir bulantı. Umursamayarak alır oldun nefesini, onları her nefeste bir adım daha çektiğini siler gibi. Dünyanız diye bahsetmek seni yörünge dışı tutuyormuş doğru mu? Ne avuntu ama, yine de sen hala nedenini sorma.Ne de olsa herkes kendi duvarlarının gerisinde. Herkes kendi hikayesinin öznesi. Herkes bir başkası için diğeri.
Bir ışık yakıp karanlığa hakarete yeltenmeyeceğim. Işıkları unut. Sadece dur ve izle. Senden kaçırılan hayallerini yakala ensesinden. Ardı arkası kesilmeyen telkinlerine sağırlaş. Sadece dur ve izle. Seni senden alıkoyan her neyse bul ve yok et. Pasifliğinin gölgesinde geçirdiğin her direnişi çocuklara masal diye oku. Direnişini bul. Yaz, bağır, yollar edin, yollar yık, yollara dön ve yollardan çık. Bu sen değilsin. Bu ben değilim. Kapıları kapat. Kapılarını yarat. Ve sakın korkma. Seni korkutmalarına izin verme. Sadece dur ve izle.
Kal veya öl. Git veya öl. Dur veya öl. Hepsini unut. Yalnızca yaşa. Yaşa ve gör.

“Bak nerelere varıyor gökyüzü
Hangi zamanlara
Hangi sonsuzluğa
Git.”

(beatkusagi.com)

Söyleyecekleriniz vardır... (Var mı?)

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmişlerdir.