Kendimi yok etmek için elimden gelen her şeyi yaptım ve bir sabuna dönüştüm. Siyah beneklerim vardı ve çoğaldılar. Patlayan damarlarım karıştılar beneklere. Ve tek bi beneğe toplandı bütün enerjim. Ve ben içine çekildikçe büyüdü küçük kara benek. Kara beneğin içi genişti. Ve kayıp.

Beneğin içinde her şey kayıptı. Beneğin kendisi bile kayıptı. Hayatta kalmaya ve kaybolmamaya çalışan birkaç kayıp şeyi takip ederek beneğin gittikçe daralmakta olan ağız kısmından kendimi dışarı attım.  Bir uzay boşluğunun ne kadar ortasında olunabiliyorsa o kadar ortasındaydık sağ kurtulanlarla. Her şeye eşit uzaklıkta ve yakınlıktaydık. Anlayamıyordum. Hepimiz farklı noktalarda olmamıza rağmen nasıl oluyor da hepimiz uzay boşluğunun tam ortasında olabiliyorduk.

Uzay boşluğu iyice kararmıştı. Benek içerisine çektiklerinin etkisiyle büyümüş güneşin önünü kesmeye başlamıştı. Artık daha iyi görebiliyordum.

Anlamaya başladım. Hepimiz eşit uzaklıktaydık. Çünkü hepsi aslında bana bağlıydı, bendi. Sağımda geçmişim, solumda düşüncelerim, aşağıda umutlarım ve onları seçemeyeceğim uzaklığa saçılmış birkaç şeyim daha vardı.

Bunlar benim miydi yoksa hep beraber mi “ben” dik? Ben neydi? Su an hissettiğim miydi sadece yoksa bir saniye önce hissettiğim de ben miydi.

Hepsi “ben” bile olsa onları hisssedemiyorum. Bir nokta önceki cümleyi yazan “ben” bile benden hissedemeyeceğim kadar uzaklaştı ben bunları yazarken. Ve bir sonraki cümleyi yazan “ben” de beni hatırlamayacak. Ne acı bir saniye sonra unutulmak için yaşamak. Unutulacağını bile bile nefes almak her nefesinde kendini hiçliğe karıştırmak ve hiçliğin senden bir tane daha doğuruşunu izlemek.

Böyle böyle yaşadığını hissediyor galiba insan.

Milena (www.beatkusagi.com)

Söyleyecekleriniz vardır... (Var mı?)

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmişlerdir.