Biliyorum, bir şeylere üzülmenin kötü bir duygu olmadığını anlamak istemeyecek kadar güzelsiniz. İyi olan her şeyin doğru olduğunu düşündükçe, haksız olmanın utanç verici olduğunu kabul edip, haksızlığınızı inkâr kalkanınızla savuşturdukça, gerçeklerin acı olduğunu; nezaketen dokunduğunuz ve hep sevilmeye çalışıldığınız hayatların kucağına bıraktıkça büyüdünüz kendi aynalarınızda. Ezberlediğiniz sözcüklerle kurduğunuz cümleler tükendikçe sesiniz yükseldi. Sesiniz yükseldikçe haklı, karşınızdaki insan sustukça güçlü oldunuz. Siz hep haklı olmalıydınız çünkü. Haksız olmanın bir şeylerin farkına varmak için harika bir fırsat olduğunu anlamak istemeyecek kadar haklı olmalıydınız. Haklı olmanın hiçbir işe yaramadığı bir yaşam sahasında, haklı olduğunuzu hissettirmeleri için gülümsemeye çalıştığınız plastik samimiyetler buldunuz. Geçen gün ben de kabul ettim haklı olduğunuzu, yani diyorum ki artık şu çenenizi biraz şeyapamaz mıyız?

Sizinle aynı sokaklardan geçen insanlardan farklı olmak istemenizi seviyorlardı, o size göre zavallı ya da yine sizin tabirinizle eksik, zayıf, şişman, kısa veya alaycı bir tavırla baktığınız normal olmayan sıradan insanlar. Sizi sevmek için bir neden arıyordu bazıları, ezbere olduğundan haberleri olmadığı hikayenizi öğrenmek için bir gülümseme, bir tebessüm arıyordu yüzünüzde. O farklı rengin, farklı can sıkıntısının, başka bir şarkının melodisi olan insanlar düet yapmak istiyordu sizinle, dans etmek istiyordu. Oturup iki sandalye olmak istiyordu bir deniz kıyısında, bir ağaç gölgesinde, bir otobüs durağında, bir barışta. Ama siz dokunulana kadar duvarda saatlerce kıpırdamadan duran bir böcekten daha duyarsızdınız.

Ağlayan birine rastladığınızda, hiç yokmuş gibi davranmanızı isterdim, bu sırıtarak ne olduğu anlaşılmayan kendini bilmez rahatsız edici tavırlar ile dolu bakışlarınızdan daha iyimser olurdu çünkü. Bir şeylere üzüldüğünüzde ağlamanızı istemeseler de bunun sizi rahatlatacağına inanan insanlara nasıl baktığınızı düşünürken rahatsızlık dahi duymadınız. Cebinizde bir paket mendil varken sakındınız, bir sürahi suyu arkanızda saklayarak, bardaktaki son yudumu kendiniz içtiniz. Çünkü bütün çabanız ağlamanın utanç verici olduğuna inandığınız için, farkında olmadan düşeceğinizi düşündüğünüz o insan yüreğinden kaçmak. Korkak olduğunuzu söylemiş miydim?

Size göre penis boyu 19 santimetreden kısa olan hiç kimse sevişmemeliydi. Göğüsleri dolgun olmayan kadınlar her zaman bir parça eksikti. Sizin oluşturduğunuz bir cetvele göre güzellik kriterleri vardı. Ve siz her zaman en güzeli olmalı ve en güzel olan bir başkasıyla sevişmeliydiniz. İnsan ilişkileri üzerine terlemek konusunda bildiğiniz tek şey sevişmekti çünkü. Seviştikten sonra kollarınızı seviştiğiniz insana sarmak kiminize göre zayıflıktı, kesinlikle bunu yapmamalıydınız. Sizinle sevişmek istemeyen bir insanın da her nasıl olursa olsun değersizleştirilmesi gerekti, işte bunun için de plastik samimiyetler kurduğunuz, kendinize benzettiğiniz, hep havalı bulduğunuz ve zaman zaman da belli etmemek için kendinizi yırtarak kıskandığınız insanları kullandınız. Peki ya onlar bunun farkında mıydı? Ya da bunun bir önemi var mıydı sahi onlar için? Öfkeniz sadece ama sadece tercih edilmemenizdi. Oysa hissedilmediğinizi düşünmek aklınıza dahi gelmiyordu, çünkü hissetmek zayıf insanların mutsuzluğunu getiriyordu aklınıza. Mutsuzluk korkutuyordu sizi ama farkına varmadınız, bir gün mutsuz olmanın anlamını unuttuğunuzda, zayıf olmanın seviştikten sonra sarılmakla ilgili olmadığını hatırlayacaksınız belki. Bunun için bir belkiye sığmak dahi ne kadar üzünç farkında mısınız?

Sanata dair bir ilginizin olup olmaması, tıpkı sanata ilgi duyan insanların özgürlüğü gibi hakkınız. Bunu pekâlâ kabul ediyorum. Ama ilgi duymadığınız, sevmediğiniz bir değeri itibarsızlaştırmaya çalışmanızın nedeni ne? bu soruyu kendinize hiç sormadığınızı biliyorum. Aslına bakarsanız kendinize soru sorma zahmetine girmeye tenezzül etmediğinizi de. Hiç türkü dinlemediğinizi de söyleyebilirim. Ama inanıyorum ki işittiniz. Bazı insanlar siz işitin diye varlar. Bazı insanlar sırf sevin diye varlar. Ama siz öyle uzak öyle soğuksunuz ki, sıkı sıkıya bağlı olduğunuz kurallara öyle alakasız ve öyle işinize geldiğince sadıksınız ki; kendi doğru kalıplarınız dışında hiçbir şeyi kabul etmiyorsunuz. Bir şeyler değişecek diye korkuyorsunuz. Sizler değişimden değil, değişimin gerçekleşme aşamasından çekiniyorsunuz. Kalıplarınız dışında bir dünya olduğunu görmenizi isterdim. Yaşadığınız en güzel anları başkalarına zarar vermeden yaşamanın ne kadar muhteşem olduğunu anlamanızı isterdim. İstiyorum da. İsteyeceğim de. Sırf bu yüzden ötekileştirdiğiniz o insanlar da istiyorlardır. Çünkü onlar bu yüzden varlar. Onlar bu yüzden gülümsemeye çalışıyorlar. Bir gün olur da öfkeli başınızı kaldırıp baktığınızda dünyaya, kendinizi affeder miydiniz?

Hem cinslerine ilgi duyan insanlardan da nefret ediyordunuz, onların size benzemediğini düşünüp, kendinizi onların yerine koymaktan, onlar gibi kendinizle barışık olamamaktan çocuklar gibi korkuyordunuz. Korkunuzun altında salt bir merak yatıyordu. Merak ettikçe öfkeleniyordunuz. Öfkelendikçe çirkinleşiyordunuz. Bunun farkında değildiniz, hepiniz potansiyel bir katildiniz. Sizin gibi düşünen insanları yanınıza almadan tek kelime edemezdiniz. Çünkü korku sadece kendinizden değil toplumdan da kaynaklanıyordu. Oysa toplumu oluşturan birey olduğunuz sadece öfkeli anlarınızda aklınıza geliyordu. Kendi aralarında iyi bir bağı olan herkese imreniyordunuz aslında içten içe. Ama bunu asla dile getiremezdiniz çünkü bu da bir zayıflıktı sizin için. Sevgi, sizin için sadece sigortasıydı yaşanılacak heyecanların. Ve ben özür dilerim, az önce çocuklara hakaret ettim.

Belki sürekli olarak güzel geçsin istediniz günleriniz. Bir başkasını önemsemeden, samimiyet ile paylaşmadan, sevgi ile dokunmadan, yerinizi belli ederek saklanmadan. Belki hep bencil olmak kolay geldi yaşamın uçsuz bucaksız labirentinde. Belki gerçekten asıl gayelerinizi saklamayı başararak yaklaştınız hayatınızdaki insanlara. Belki olmayan şeyleri olmuş gibi ifade edebildiniz. Sizin vermediğiniz şeyleri size veren yabancılar oldu. Hatta belki çekici ve kolay kılınmış bu yol boyu hep başardınız çıkarlarınız uğruna insanları aldatmayı. Belki kırılan bir kalbin, masum bir tende alınan intikamı gibiydiniz.

Ama sevildiniz de. Fanusunda bir mucize bekleyen Japon Balığı tarafından.

Osman Berk
(beatkusagi.com)

Söyleyecekleriniz vardır... (Var mı?)

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmişlerdir.