Şuan buradasın. Binlerce satırdan sonra, kelimeden sonra, yaşanmışlıktan, anıdan sonra…

Belki olmak istediğin yerde, belki kaçamayıp tıkılı kaldığın yerde…

Bazen kitlenir insan, sadece küçücük bir parçaya,

eşyaya,

havaya,

herhangi bir şeye işte…

Seçemeyiz.

Neyin, ne zaman bize neyi hatırlattığını, nerede, ne hissettirdiğini.

Seçemeyiz….

Büyük büyük binaların en ücra köşelerinde buluyorum bazen kendimi, koskocaman bir kalabalığın içindeki en sakin yerde yuvalanıyorum. Kaçmak belki bu bilmiyorum ya da güzel olanın peşine düşmek. Huzur dediğimiz kavram varya, işte tam olarak o. Saflığı hissediyorum orada, güzelliği. Kalabalık bir cafede küçücük bir çocuğun herkesi unutup dans edişlerine takılıyor gözlerim, ellerini nasıl savurduğuna ve ağzım kulaklarımda. Daha sonra bir papağandan konuşuyoruz, benim göremediğim ama onun görebildiği, onu çılgınca mutlu eden, sayısız kahkaha attıran bir papağan.  gökyüzünde özgürlüğüne doğru uçan bir kuş.

İşte bunca kalabalığın içindeki kaybolmayan saflığı, burada buluyorum. Annesinin gözlerimin içine nasıl baktığını görüyorum ve sahip olduğu şeye dair yaşadığı mutluluğu, şükranı hissedebiliyorum.

Hepimizin kaçmak istediği anlar olmuştur, güzel şeylere ev sahipliği yapmak istediği anlar.

İllaki biliriz.

bazen yatağımızdan kaçmayı,

bazen aileden,

bazen şehirden,

bazen sokaktan,

bazen tamamen her şeyden kaçmayı..

Sınırı yok bunun, ötesi yok… Sebebiyse bir yerde tutunabilmeyi istemek bence… Bir yerde  bağlanabilmek, yuva kurabilmek. Papağanın uçup gidişi de bu yüzdendir belki de. Bizim göremediğimiz ama  küçük Emir’in gördüğü o muazzam nokta buradadır.

Binlerce şey geçiyor şuan aklından farkındayım…

Belki sevdiğin kişiyi düşünüyorsundur, ona nasıl aşık olduğunu, yanında hissettiğin duyguyu, bir saniyelik bile olsa bir parçanın sende uyandırdığı hissi….

Eşyayı düşünüyorsundur belki de, çocukluğundan kalma küçük kırmızı bir ayıcığı ya da annenin sana verdiği bir bilekliği…

İnsanlığın dünyası….

İnce ince esen bir rüzgar var dışarda, içeriye sızan bir ışık süzüğü, hafif hafif havalanan bir perde ve arkada ruhuma işleyen bir müzik…

Her şey güzel ilerliyor..

Fazlasıyla güzel

Bazen önemli olan tek nokta farkına varmakta…

güzelliğin farkına varabilmekte,

aşkın farkına varabilmekte,

gözlerini kapattığın anda, gözlerinin önünde beliren yüzü görebilmekte,

ve sende, kendini kavrayabilmek de…

Basittir bazı şeyler, güçleştiren benim, sensin, o, bu, şu hiç fark etmez.  İnsanın insanda yarattığı, kendisinde yarattığı hiçbir şey, başka bir alemde  ya da varlıkta görülemez. Daha yolun başındayım, yolun başındasın.. Ne arayışım tükenecek ve ne senin isteklerin.. Uzun bir yoldayız, yaşanacaklara gebe uzun bir yol ve yanımızda olabilecek binlerce sima.. Devam ederken, yanımda olanlar da var asla olmamış olanlar da..

Sadece benim gibi olanlarla devam ediyorum burada. Daima bir arayış,

daima bir arzu,

daima bir sevilmek hissi,

daima bir aidiyet hissi…

ben asla ait hissedemeyenlerdenim, sabit kalamayanlardan, yoldaki her güzelliği görmeye çalışanlardan..

Hepimiz bu şekilde kimi zaman kaçarken, kimi zaman sadece kalırken izler bırakırız..

bazen bir şehirde, bazen bir satırda, bazen bir kişide….

Şimdi okuduğum her satırda bir şeyler arıyorum, bana ait, belki bana beni hatırlatan, belki bir hissi uyandıran o detayı…

ilk defa kağıda dökülmüş gibi, ilk defa bir kalem mürekkebini o harflere kusmuş gibi.

Yan yana geldiğinde insanlığın kıyameti olacak gibi,

yolunu bulmuş,

kendisini kavramış olacak bizler gibi…

(beatkusagi.org)

Söyleyecekleriniz vardır... (Var mı?)

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmişlerdir.